Yayladağı Ayışığı / Şenköy yakınlarında Helenistik Dönemden kalma Kızlar Sarayı olduğu düşünülen yapı kalıntısı
Yayladağı Ayışığı / Şenköy yakınlarında Helenistik Dönemden kalma Kızlar Sarayı olduğu düşünülen yap
Seleucia Pieria Kaya Mezarları ve Beşikli Mağara
Seleucia Pieria Kaya Mezarları ve Beşikli Mağara
Titus tünelinin 150 m doğusunda kentin Batı Nekropolünü oluşturan kayalara oyulmuş mimari açıdan mükemmel mezar odaları ve lahitler bulunmaktadır. Muhtemelen 1.-6.Yüzyıl arasında dönemin soylu aileleri tarafından yaptırılan bu alanda 12 adet mezar bulunmaktadır. Bunlardan en ünlüsü Beşikli Mağara olarak adlandırılan alandır. Diğer mezarlar birbirinden duvarlarla ayrılmıştır. Bu taş mezarlar sütun ve kemerlerle birbirine bağlanır ve yukarıdan aşağıya yine taş merdivenlerle inilir. Yöre halkı tarafından mezar adasının içinde yan yana aynı boyutlarda işlenerek biçimlendirilmiş üzeri düz çatılı iki taş sandukalı mezardan ötürü Beşikli Mağara olarak adlandırılmıştır. 18. ve 19. yüzyıl seyyahlarınca seyahat kitaplarında Krallar Mezarı olarak tanımlanmış, İngiliz gezgin W.Bartlett tarafından gravürleri çizilmiştir.
Beşikli mağarada 1938 yılında Amerikan – Fransız Antakya kazı heyeti tarafından kazı temizlik çalışması yapılmış ve mezar anıtının çok eski çağlarda soyulduğu ve tahrip edildiği anlaşılmıştır. 1998-2002 yılından bu yana Prof. Dr. Hatice Pamir başkanlığından yürütülen arkeolojik çalışmalar sonucunda anıtın ayrıntılı belgeleme çalışması yapılmıştır. Beşikli Mağara olarak adlandırılan anıt mezar, birbirine bağlantılı dört mekandan, tabana ve yan duvarlara oyulan toplam 93 mezar yatağından oluşmaktadır. Beşikli Mağara içinde yer alan çeşitli kabartmalar, haç motifi gibi veriler anıtın Hıristiyanlık döneminde de kullanıldığını yansıtmaktadır. Bazı mezarlarda tavan kasetine estetik bir şekilde katılan bantların üzerinde, sarmaşık dalı kabartması, dala konmuş kuş ve kertenkele, uçan kuş kabartması figürleri işlenmiştir. Oldukça tahrip olmuş olan figürler zorlukla seçilmektedir.
@HatayArkeolojisi
Dünyanın En Büyük Antik El Yapımı Su Tüneli olan Vespasianus - Titus Tüneli
Dünyanın En Büyük Antik El Yapımı Su Tüneli olan 𝐕𝐞𝐬𝐩𝐚𝐬𝐢𝐚𝐧𝐮𝐬 - 𝐓𝐢𝐭𝐮𝐬 - 𝐀𝐧𝐭𝐨𝐧𝐢𝐮𝐬 𝐏𝐢𝐮𝐬 Tüneli
Antakya'nın limanı Seleucia Pieria (Samandağ) antik kentinde dağlardan inerek kentin içinden akan sellerin tehdidi altında olması ve limanın tıkanarak kullanılamaz hale gelmesi üzerine Roma imparatoru Vespasianus, limanı tehdit eden sel sularının yönünü değiştirmek amacıyla dağın kazılarak bir tünel inşa edilmesini emreder. Musa Dağı'nın eteklerindeki kireçtaşı kayalar delinir ve çılgın proje hayata geçirilir. Tünelin yapımında Romalı lejyonerler ve köleler çalıştırılmıştır. Ellerinde çekiçlerle bine yakın köle toprağı ve dağı yarmaya başlar. Dere sularının yapay bir kanal ve tünel vasıtasıyla denize aktarılması prensibiyle inşa edilen sistem, M.S. 1. yüzyılda Roma İmparatoru Vespasianus (M.S. 69-79) döneminde başlamış, oğlu Titus (M.S. 79-81) ve halefleri döneminde devam etmiş, M.S. 2. yüzyılda bir başka Roma İmparatoru Antonius Pius döneminde tamamlanmıştır. İlk tünel bölümünün girişindeki kayaya oyulmuş bir yazıt Vespasianus ve Titus'un isimlerini, aşağı akış kanalındaki bir başka yazıt ise Antonius'un ismini taşımaktadır.
Vespasianus Tüneli, büyüklüğü, mimari ve mühendislik özelliklerinin yanı sıra diğer kalıntılara kıyasla iyi korunmuş özgünlüğü nedeniyle en görkemli kalıntılardan biridir. Arkeolojik kayıtlara ve tünel üzerindeki çeşitli kitabelere göre, tünelin inşası sırasında Roma lejyonları ve köleler çalıştırılmıştır. Kısa bir süre içerisinde ana kaya içerisinden bir kanal açılarak oluşturulmuştur. Tünele bağlanan su kanalları, su köprüsü, kayaya oyulmuş köprü, tünele bitişik sarnıçları ile bu yapı sadece bir tünel değil, aynı zamanda kenti sel baskınlarına karşı koruyan ve özellikle doğal lagün etrafında şekillenen limanın alüvyonlanmasını önleyen ve yaz aylarında kentin su ihtiyacını karşılayan, Seleucia Pieria Antik Kenti'nin ihtiyaçları doğrultusunda tasarlanıp hayata geçirilen bir yapıdır ve günümüze kadar zarar görmeden gelmiştir. Bu şaheser 2014 yılında UNESCO'nun Dünya Mirası (Geçici Deneme) Listesi'ne eklenmiştir. Bu şaheserin direkt Dünya Mirası listesine taşınması için yöneticilerizin gayretine ihtiyacımız var. (S.golbol)
Helenistik dönemden kalma Dor Mabedi / Doric Temple
Küçükdalyan'da Antik Kilise Mozaikleri Bulundu. (Tavus Kuşu ve Hayvanlar)
Antik Harbiye-Defne Kilisesi
1932’deki Princeton kazılarında Sanat Tarihçisi G. Elderkin yönetiminde, Harbiye Jandarma Binası yakınlarında ortaya çıkarılan İki Ana Evreli Defne Kilisesi
Antakya ve Gazze'deki Roma Tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen Downey Glanville ilk evredeki yapının Geç Antik döneme ait olduğunu (4–6. yüzyıllar), ikincisinin ise muhtemelen 10–11. yüzyıllarda kilise yeniden inşa evresi olduğunu söyler. Yapı dik bir yamaca kurulmuş, bir kısım kayaya oyulmuş, bir kısım da yapay temeller üzerine oturtulmuştu. Bu sebeple harap durumdaydı ve erken evreye ait dikdörtgen yapı tam olarak tanımlanamamıştır. Antakya'nın laneti 6.yüzyılda Anastasius (491–518) döneminde, Olimpiyat oyunları sırasında Defne'de bir sinagog yağmalanıp yakılmış ve daha sonra Aziz Leontios’un martiryumuna (mezarlı kiliseye) dönüştürülmüştür. Defne'deki Başmelek Mikail Kilisesi, 540’ta Pers Sasani Kralı Hüsrev’in Antakya’yı işgalinin ardından yıkılmış, Jüstinyen tarafından yeniden inşa edilmiştir; 573’te Persler Antakya’yı tekrar ele geçirince Defne yine yağmalanmıştır. Ancak kazılarda ortaya çıkan bu kilisenin ne martiryumla ne de Mikail Kilisesi’yle aynı yapı olduğunu kanıtlayan yazılı bir kaynak yoktur. Bu nedenle Defne’deki kalıntılar, yüzyıllar boyunca yaşanan inşa, yangın ve ibadetlerin sessiz tanığı olarak ayakta kalmıştır. Bulunan az sayıda sikke, 3. yüzyıl sonu–6. yüzyıl ile 10. yüzyıl ortası–12. yüzyıl sonu arasına tarihlenmiştir. Özellikle dikkat çekici buluntu, Mauricius Tiberius’a ait 583 tarihli bir sikke oldu; bu sikke kuzeydeki bir hücrenin doğu ucunda, yangın izleri taşıyan zeminde ele geçti. Doğudaki yan mekânlardan biri harap durumdaydı, yalnızca kuzey neften girişine dair küçük ipuçları saptanabildi. Aynı döneme ait olduğu düşünülen küçük bir şapel de bulundu. Bu şapelin batıda girişi net biçimde görülmekteydi, fakat ana kiliseyle doğrudan bir kapısı yoktu. Bulunan bazı mimari parçalar, yapının kısmen tahrip olmasına rağmen kullanımının devam ettiğini gösteriyor. Kilisenin kuzeyine daha sonra ek binalar yapılmıştı. Tüm kompleks büyük ihtimalle yerel ustalar tarafından inşa edilmiş, fakat yönlendirmede Haçlı mimarisini bilen kişilerin etkisi olabileceği de düşünülüyor.